Merve Nur Uçar36 Makale

Kamburun Hikayesi

Bir varmış bir yokmuş

Değil!!!

Hep varmış ve olmaya devam etmiş.

Eski zamanlarda veya tozlu raflarda değil!

Vitrinlerde; Eskilere yenisi eklenen yeni yeni hikayeler var bu dünya sahnesinde

Bu hikayeler hayal değil "AYAN".

Kahraman değil belki Karakterler,

Fakat Omzunda bir ömür, derdin yükünü kambur yapıp taşıyan güçlü insanlardır.

.........

Bazen bizde içeri buyur ediliriz.

Giydiriliriz “denenmek" için.

İnsan deneyen olmaz- olamaz sadece denenen olur.

Fakat denenen hiçbir zaman bilmez çıkartayamayacağını, ya da çok geç bilir--anlar!

Çünkü sadece deneyip askıya asacak sanır.

Bilemez bu derdin onun tenine kaynayıp onun ömrü kadar uzun olacağını.

Bilemez!

..........

Kiminin kamburu içinde.

İçi acır kimseye ifade edemez.

Kimseler anlamaz onun dik duruşundan.

Güçlü derler.

Oysa ki Güç hep bir kaynaktan beslenir.

İşte onun kamburu da bu kaynağın kuruması.

Kıtlık duası gibi dua eder; gökten içine rahmet, sekinet, huzur insin diye.

Naz eder. Nazını dinleyen HAK; gözlerden indirir rahmeti. O iki damla ilahi- rahmeti celp eder.

.........

Kiminin kamburu zahirde.

Aşikardır; her şefkatli ve merhametli göze.

Beden bir libas değildir artık. Ayak tırnağından başında ki saça kadar kamburdur, YÜKTÜR!

Hani büyüklerimiz der ya "artık ölüm onun için rahmetti".

Belki de "O rahmet” O yük sandığımız kamburdu.

O kambur belki de ilahi-rahmeti celp edendi.

Bilemedik!

 

Kimin derdi-kamburu kendinde değil!

Kendi gibi bildiği sevdiklerinin kamburunda.

Onunla o yükü taşımak hafifletmek ister.

Bilmez ki o taşıdığı kambur iki kanat olur ilahi- rahmeti celp eder kendi hafifler.

Anlayamadık!

........

Anlayana "SIR" değildir, asıl kamburun bu dünya, asıl derdin bu hayat olduğu.

Oysaki biz bu dünyada bir ağacın altında az duracak kadar bekleyenlerdik.

Ağacın gölgesini ne çok dert ettik.  Oysaki bak gidenler gibi bizde gidecektik.

Fark edemedik!

 

Not: Benim ile paylaşılan birkaç resim karesi ile bu yazıyı kaleme almaya karar verdim.

Resimleri betimleyecek olursam;

Ayakta duramayan piri nene, onun 55 yaşında felçli kızı ve onlara bakmak zorunda olan bir evlât ve en önemlisi bunları anlamaya çalışan fakat sonradan onlara katılan yorgun bir insan.

Dört ayrı dert, dört ayrı kambur, dört ayrı hikâye...

 

Hikayelerimiz mutlu son kadar hayırla devam etsin.

7 Yorum

  • Furkan Inci Reply

    28 October 2021

    ♥️🤔👏Tek kelimeyle mükemmel bir yazı olmuş

  • Ümmü Doğan Reply

    28 October 2021

    Anlayana "SIR" değildir, asıl kamburun bu dünya, asıl derdin bu hayat olduğu

  • Hayriye Övünç Reply

    28 October 2021

    Son bir kaç yazınız ile sizi okumaya başladım. Harika yazıyorsunuz. Günlük hayatta her an karşılaştığımız lakin bunun farkında olmadığımız konuları ince ince işleyip bizlere sunarak gözden kaçırdığımız meselelere daha yakından tanıklık etme fırsatı veriyorsunuz.

  • Müzeyyen Ilgın Reply

    28 October 2021

    Ne çok kambur var sırtımızda. bir kez daha hatırlattın bizlere aferin sana

  • Orhan Usta Reply

    28 October 2021

    Geçmiş veya gelecek aslında içiçe olan konular. Sadece bakmasını bilmeli ve görerek ibret alarak ve insanca yaşamalı aferin kızım çok güzel bir yazı olmuş.

  • Hatice Kübra Reply

    28 October 2021

    Senin her yeni yazını okudğumda günlük hayattan öyle güzel kesirler sunuyorsun ki bizlere unuttuğumuz veya görmezden geldiğimiz konular hayat buluyor. kalemine sağlık

  • Meryem Atalay Reply

    28 October 2021

    Ne kadar da doğru bir tespit. Geçmişte olduğunu söyleyerek anlatılan ne kadar olay varsa günümüzde de yaşanıyor ve daha farklı versiyonlarıyla. tebrik ederim çok güzel bir yazı olmuş

Yorum Yaz