Merve Nur Uçar33 Makale

Dağ Çiçeği

Dikkatin dağıldığı ve rehavetin esaretine esir olunduğu şu günlerde, kafein misali gerçekleri gün aşırı değil de her gün belirli zaman dilimlerinde alınması gerektiği kanaatindeyim.

Teşbihte hata olmasın, deve kuşu misali her ne kadar kafamızı kumun altına gömsek te dışarda hala bizi tehdit eden görünen ve görünmeyen düşmanlar var.

 Kumdan medet uman deve kuşu değil de, bedenimizi güven sahiline götüren, yelkenliye yardım eden “deniz ve rüzgâra” yüzümüzü dönmeliyiz.

Gerçeklerle yüzleşip, gerçeğin soğuk yüzüne sıcak bir tebessüm ile ‘’çözüm’’ benim diyebilmeliyiz.

 

Varlıktan yokluğa düşmek zor.

 Lakin ondan daha zorunu fark ettik bu süreçte;  Varlık var iken onun yokluğunu yaşamak. Ya da mahrum bırakılmak.

Bu günlerde varlık elimize yeniden verildi. Varlığın “yokluğunu” ne çabuk unuttuk. Rehavete kapıldık. Bütün bu varlığın tek emanetçisi sen iken, bu defa varlık değil!  

Sen alınsan?  

Artık ne varlığın bir anlamı kalır, nede son pişmanlığın.

Varlığın kıymetini bilmek için, yokluğunu teneffüs etmek gerekiyordu.     

ETTİK!

ETTİRİLDİK!

EDİLDİK!

 

Varlıklı fakir olduk.

Yokluğun vahametini anladığımızda, maalesef varlık değerini yitirmiş ardında pişmanlık ve özlem kalmış. 

 Nankör zengine,  hal bilmez varlıklıya; son zamanlar da Varlığın içerisinde yokluğu yaşamak nasip oldu. 

Atalarımızın dediği gibi “damdan düşenin halinden damdan düşen anlar”

Damdan düşer gibi Varlıklı fakir, fakirin halinden anlar oldu.

İlahi adalet herkesin üzerinde tecelli etti,

 Güneş gibi.

 

En büyük servet özgürlük, onu fark ettik.

Yürüdük Caddeler de özgürce. Dostlarla kahve yudumladık kafe köşelerinde.

Kuşlar misali kanat çırparak tatil planları yaptık yine özgürce.

Açlığın sancısını çeken çocuğun;  cennet nimeti gibi gördüğü nimetleri stoklamak için marketlerde çılgınlık furyasına katıldık, yine özgürce. Özgürce ne çok şey yaptık, yaptırdık.

Lakin özgürlüğün esaretine prangalındık.

Bu günlerde prangalarımız az da olsa gevşetildi. Gevşeme ile eski günlerin özlemine koşar olduk. Eski günler; bir uçurumun kenarına gizlenmiş bir dağ çiçeği.

Dağ çiçeğinin kokusu anılara sinmiş.

Dağ çiçeği uzak

Uzağı yakın etmek istedik.

Sağa sola bakmadan uçmak, kanat çırpmak istedik.

Lakin kanatlar incinmiş. Yeni fark ettik.

Ve şimdi:

Bu günlerde; yetişemediğimiz kanatlarımızı incindiği yerden tamire başladık.

Kendimize şifa olmasak ta birbirimize şifa olma umudu ve duasıyla…

Umut ve dua ile kalın.

Yorum Yaz