Abdülkadir Kaçar19 Makale

Ölen İnsandan Geriye Ne Kalır?

Her insan özel, biricik ve mucizedir…

Gördüğü her şeyi kayıt eden mucize bir hafızaya sahiptir…

İçinde yaşadığı çağı, kültürü, dili, dini rengi, cinsi, tipi, mezhebi, sosyal statüsü, ekonomik ve siyasi gücü ne olursa olsun;

Her insanın hayatı dikkatle, merakla, titizlikle dinlenmeye, öğrenilmeye, yazılmaya, okunup, dersler çıkarılmaya değer

Hayat her yönüyle tam bir tiyatro sahnesidir…

İnsan da bu serüvenin en garip çaresiz yolucusu…

Ömrünün dört mevsimini yaşar, sonra da inip sahneyi terk eder;

Bu serüvende bir görünür, bir yok olur, serap misali…

Ölen insandan geriye ne kalır?

Yeri hiçbir zaman, başka bir değerle doldurulamayacak sonsuz bir boşluk bırakır…

Sevdiklerinin hayallerinde bir süre daha yaşayacak olan anıları kalır…

Yaşadığı bina, yatağı, yastığı yorganı, havlusu, diş fırçası, her gün baktığı aynası ayakkabısı kalır…

O çevrede nefesiyle oluşturduğu kişisel tarihin kalır…

Aşkla bağlı olarak yaşadığı memleketi,

Sevdiği dostları, daima kucaklaşmak istediği sevgilisi,

Hayatı boyunca mücadele ettiği bazen yenip, arada bir de yenildiği düşmanları,

Gizlice sevdiği ama açılamadığı karagözlü sevgilisi,

Yüzüne karşı söylemediği gizli aşkını anlatan şiirleri, kitapları ona bitmeyecek hasreti kalır…

Hayatla ilgili öğrendiği deneyimleri,

İnsanlarla kurduğu iletişimindeki olgun kibarlıkları,  teşekkürleri;

Bilgece her daim gülen yüzü soylu davranışları kalır…

Asla yitirmediği, ömrü boyunca sürdürdüğü yaşama coşkusu;

Bazen atarlanması, yaygarası, inandıkları, İnanmadıkları,

İçinde yaşadığı şehrin keşmekeşlikleri, bir türlü giderilemeyen sıkışıklıkları,

Çevresinde her gün ve her an yaşadığı toplumsal ve bireysel sorunları…

Beşikten mezara kadar varlığını borçlu olduğu ulu devleti kalır,

Ülkenin yurtlar, üniversite yerleşkeleri;

Yollar, havalimanları, tren garları kalır…

Dağları, nehirleri, kentin sokakları, ağaçları, kuşları, toplu taşıma araçlarının koltukları kalır…

Yaşadığı ülkenin şehirleri,

Âşık Veysel’in türküleri, Hisarlı Ahmet’in ezgileri,

Özay Gönlümün söylediği “GAYDIRI GUBBAK CEMİLESİ” kalır…

Evliya Çelebiden okuyup öğrenip ama gezip görüp gerçekleştiremediği ilginç yurt öyküleri kalır…

Hayatı boyunca zevkle izlediği devletin TRT televizyonları,

Çeşitli kanallardan 24 saat yayınlar yapan TRT radyoları,

Özel televizyonlar, radyolar, Gazeteler, dergiler kalır…

Kullandığı en sevdiği varsa otomobili, cep telefonu,

Güneş gözlüğü ve otomobilini güneşliği kalır…

Her gün izlediği büyük ekran plazma televizyonu,

Her sabah gözünü açtığında gördüğü güzel tablosu

Her gün damak tadını ve yaşama zevkini oluşturan;

Şalgamcı, Simitçi, paçacı ve kebapçısı kalır…

Yerini hiçbir şeyin ve değerin asla dolduramayacağı insan ölünce peşinde;

Koskoca bir dünya gezegeni, sonsuz bir evren kalır…

O kişi ne doğmuş, ne yaşamış, ne sosyal bir varlık olarak diğerleriyle iletişim kurmuş gibi yok olup gider…

Adını hatırlayan son kişi de öldüğünde sonsuza kadar unutulur…

Akıllıysa, deneyimlerinin toprak olmaması için “KİTAP YAZMAK; GÜNLÜK TUTMAK ÖLÜMÜN ELİNDEN BİR ŞEYLER KURTARMAKTIR” özdeyişine uygun olarak ayak izlerini kalıcı şekilde bu gezegene kazır…

Unutulmaması gerekir; her insan ölümlü, sanat daima ölümsüzdür…

Yorum Yaz